Pages

Subscribe:

CEVŞEN DUASI

B

Featured Posts

26 Mayıs 2017 Cuma

HÂLİNİ SIRREYLE

[HÂLİNİ SIRREYLE]

Mest olanların kelâmı kendiden gelmez velî
Pes “Ene’l-Hak” nîce söyler kişi Mansûr olmadan

Sûfinin, vicdâni bir zevk ile eriştirildiği hâlini, kendi canından azîz bilip gayrıdan saklayıp sakınması gerekir. Öyle ki o sırdan bir kişinin bile haberi olmamalıdır zâten sır ikiyi geçti mi(iki dudak açılıp dışarı çıktı mı) sırrolmaz. Eğer sûfi kendi hâlini dile düşürürse anlaki yaşadığı o makam gerçek bir hal değildir. Çoğu kişi heyecanla, sırları açıklamaya meyillidir. Böyle kimselerde bir nesne barınmaz. Oysa Hakk'a erişen kimselerde iddia, dâvâ olmaz. Dâvâsı olanınsa mânâsı olmaz. O boş dâvâ, yolda kendisine perde olmuştur. Ermediği halin lafını etmek, yapamadığı işi söze dökmek yalandır. Onun söylemenin kime, ne faydası vardır? Boş bir sözdür. O hâl, senin hâlin ise o kendini açığa çıkarır. Senin söylemene gerek yoktur. Gül isen kokundan bilelim, ben gülüm şöyle güzel kokarım dâvâsı gütme. 🍃

Hicran destânını kendinden oku
Mecnûn’dan duyup da rivâyet etme
Aşkın Leylâ’sını gördünse söyle
Söz temsîli bulup hikâyet etme

Bilakis sûfi hâlinin açığa çıkmaması için gayret göstermelidir. Hâk katında makbûl olsa bile kendine âit olmayan hâli, hâlimdir diye iddia etmekten bir şey elde edilemez. Her iddia delile muhtaçtır, olan söylemez, söyleyen bilmez. O sözlerin eseri, gerek zâhir gerek bâtın olarak ortadadır.

İyi bak kabına, olmasın delik
Boşuna taşırsın, gider gündelik
Anında olmalı, ettiğin iyilik
Alem duysun diye, inâyet etme


Mest olanların kelâmı kendiden gelmez velî
Pes “Ene’l-Hak” nîce söyler kişi Mansûr olmadan

Sûfinin, vicdâni bir zevk ile eriştirildiği hâlini, kendi canından azîz bilip gayrıdan saklayıp sakınması gerekir. Öyle ki o sırdan bir kişinin bile haberi olmamalıdır zâten sır ikiyi geçti mi(iki dudak açılıp dışarı çıktı mı) sırrolmaz. Eğer sûfi kendi hâlini dile düşürürse anlaki yaşadığı o makam gerçek bir hal değildir. Çoğu kişi heyecanla, sırları açıklamaya meyillidir. Böyle kimselerde bir nesne barınmaz. Oysa Hakk'a erişen kimselerde iddia, dâvâ olmaz. Dâvâsı olanınsa mânâsı olmaz. O boş dâvâ, yolda kendisine perde olmuştur. Ermediği halin lafını etmek, yapamadığı işi söze dökmek yalandır. Onun söylemenin kime, ne faydası vardır? Boş bir sözdür. O hâl, senin hâlin ise o kendini açığa çıkarır. Senin söylemene gerek yoktur. Gül isen kokundan bilelim, ben gülüm şöyle güzel kokarım dâvâsı gütme. 🍃

Hicran destânını kendinden oku
Mecnûn’dan duyup da rivâyet etme
Aşkın Leylâ’sını gördünse söyle
Söz temsîli bulup hikâyet etme

Bilakis sûfi hâlinin açığa çıkmaması için gayret göstermelidir. Hâk katında makbûl olsa bile kendine âit olmayan hâli, hâlimdir diye iddia etmekten bir şey elde edilemez. Her iddia delile muhtaçtır, olan söylemez, söyleyen bilmez. O sözlerin eseri, gerek zâhir gerek bâtın olarak ortadadır.

İyi bak kabına, olmasın delik
Boşuna taşırsın, gider gündelik
Anında olmalı, ettiğin iyilik
Alem duysun diye, inâyet etme

VAR MISIN İDDİASINA

[VAR MISIN İDDİASINA]

MADEM SINAMA MERCİ'NDESİNİZ YER YER işte bir hakikat ki adamı yer: Sınanmanın sebebi, kimden zuhur iderse etsin iddianın varlığıdır. İddia her nerede olursa sınanma orada peyda olur, kim kendini bir özellikle nitelerse mutlaka o özelliğe göre sınanır.

Nitekim her iddia bir delil ister, bedelini ödemeden kimseye bir pâye vermezler. (Ben-im) diye meydana çıkanın karşısına birçok (ben)ler çıkarlar ve rekabete, benlik iddiasına girişirler; dâvâsı olanın mânâsı olmaz.

Cins cinsiyledir buyururlar ki bu, gerçeğe dayanan bir haberdir. İnsanlık iddiasında isen insana ulaş, onun meclisinde irfan sohbeti ara!

Mesele sevgi, aşk ise onun kantarı fedakârlıktır, vermektir. Kuru laf değil. Her iddia ispâta muhtaçtır. Aşk iddiasının ispâtı, vermekle olur.

Âşık oldur ki kim kılar cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesin her kim ki kıymaz cânına
Cânını, cânâne vermektir kemâli âşıkın
Vermeyen cân îtirâf itmek gerek noksâına 

MADEM SINAMA MERCİ'NDESİNİZ YER YER işte bir hakikat ki adamı yer: Sınanmanın sebebi, kimden zuhur iderse etsin iddianın varlığıdır. İddia her nerede olursa sınanma orada peyda olur, kim kendini bir özellikle nitelerse mutlaka o özelliğe göre sınanır.

Nitekim her iddia bir delil ister, bedelini ödemeden kimseye bir pâye vermezler. (Ben-im) diye meydana çıkanın karşısına birçok (ben)ler çıkarlar ve rekabete, benlik iddiasına girişirler; dâvâsı olanın mânâsı olmaz.

Cins cinsiyledir buyururlar ki bu, gerçeğe dayanan bir haberdir. İnsanlık iddiasında isen insana ulaş, onun meclisinde irfan sohbeti ara!

Mesele sevgi, aşk ise onun kantarı fedakârlıktır, vermektir. Kuru laf değil. Her iddia ispâta muhtaçtır. Aşk iddiasının ispâtı, vermekle olur.

Âşık oldur ki kim kılar cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesin her kim ki kıymaz cânına
Cânını, cânâne vermektir kemâli âşıkın
Vermeyen cân îtirâf itmek gerek noksâına

HOŞGELDİN EY ŞEHRİ RAMAZAN ♥

Ne Güzel Bir Gün
Ne Güzel Bir Gün

25 Mayıs 2017 Perşembe

''Yüreğinde sevgi ve merhamet olanın; Dili de, Yüzü de, Gülüşü de Güzel olur...''




''Yüreğinde sevgi ve merhamet olanın;
Dili de, Yüzü de, Gülüşü de
Güzel olur...''

Hoca Bilgin Olursa

  

Hikâye bu ya, Akşehir’e yabancı bir bilgin gelmiş. Onu ağırlama görevini de Akşehir’in en yaşlısı ve en bilgin kişisi olarak Nasreddin Hoca’ya vermişler. Yenilmiş, içilmiş, gezilmiş sıra Hoca’nın bilginliğini ölçmeye gelmiş. Yabancı bilgin, elindeki değnekle yere bir daire, ortasına da bir çizgi çizmiş. Hoca, parmağıyla kendine doğru üç, bilgine doğru bir yapmış. Bilgin par maklarıyla su atar gibi elini aşağıya doğru sallamış, Hoca da yukarıya doğru… Neyse bilgin, Hoca’yı yerlere kadar eğilerek selamlamış.
Ülkesine dönen bilgin, herkese Hoca’yı anlata anlata bitiremiyormuş. Diyormuş ki:
– Daire çizdim. Ekvatoru gösterince, O, dünyanın dörtte üçü su, dörtte biri kara, dedi. Ben yağmuru sorunca hemen anladı, buharlaşmayı anlattı.
Tabi Akşehirliler de Hoca’ya yabancı bilginin neler yaptığını sorunca Hoca:
– Vallahi hiçbir şey anlamadım, demiş. Önce kocaman bir sini çizdi. Anlayacağınız baklava yiyelim, dedi. Tepsiyi ikiye böldü. Ben de yoo… yağma yok! Üçü benim, biri senin hakkın, dedim. Sonra eliyle fındık, fıstık serper gibi yaptı. Ben de tamam, dedim. Yalnız, parmaklarımı şöyle şöyle oynatarak odun ateşinde pişmeli, dedim. O da hepsini sen ye deyip yerlere kadar önümde eğildi!

İsim:  nasrettin-hoca..jpg
Görüntüleme: 6502
Büyüklük:  23,8 KB (Kilobyte)

odun odundur :)

Bu dünya darılma dünyası değil, dayanma dünyasıdır. Zeynel Abidin (r.a.)

 

Bu dünya darılma dünyası değil, dayanma dünyasıdır.
Zeynel Abidin (r.a.)


Hiç bir zaman Yaradan'a deme "Neden!!!?"

su damlası ile ilgili görsel sonucu

Karga ve papağan çirkin yaratılmıştır. Papağan itiraz eder ve güzelleşir. Ama karga Yaradan'ın rızasından memnun kalır. Bugün papağan kafeste, karga ise özgür...
Her hadisenin arkasında öyle bir hikmet vardır ki belki sen hiç bir zaman anlayamazsın.
O halde…
Hiç bir zaman Yaradan'a deme "Neden!!!?"

..9 şey günlük hayatında sana fayda verir:

1/ تريد السعاده = صل الصلاة في وقتها.
1/Mutluluk istiyorsan: Namazı vaktinde kıl.

2/ تريد نور الوجه =  بقيام الليل.
2/ Yüzünde nur istiyorsan:
Teheccüde kalk.

3/ تريد الطمئنينة = عليك بترتيل القرآن.
3/Huzur istiyorsan:
Kur'anı ağır ağır oku.

4/ تريد الصحه = عليك بالصيام.
4/Sıhhat istiyorsan:
Oruç tut.

5/ تريد الفرج = لازم الإستغفار.
5/Mutluluk istiyorsan:
İstiğfar devam et.

6/ تريد زوال الهم = لازم
 الدعاء.
6/Üzüntüsüz olmak istiyorsan:
Dua'ya devam et.

7/ تريد زوال الشده = قل لاحول ولا قوة إلا بالله
7/Şiddetin yok olmasını istiyorsan:
La havle ve lâ guvvete illa billahi de.

8/ تريد البركه = صل على النبي واله الطيبين الطاهرين.
8/Bereket istiyorsan:
Peygamber sav ve O'nun temiz pak ehline salavat getir.

9/ تريد حسنات بدون تعب =
 لاتحتفظ بها أرسلها لينتفع بها كل الاحبه 
سبحان الله
من كان مع ﺂلله كان ﺂلله معه 
ومن كان يحب ﺂلله كان ﺂلـله يحبه
9/Yorulmadan iyilik yapmak istiyorsan:
Bu mesajı saklama sevdiklerin istifade etsin.

Kim Allah cc ile olursa Allah cc O'nunla beraberdir.

Kim Allah'ı cc severse Allah cc O'nu sever.

هل تعلِم : 
عند قرآءة آية الكرسي بعد كل صلآة
يbbصبح بينك وبين الجنه الموت فقط
تذكير :لا تكتم علماً خيراً تجزى به

Bilirmisin:
Ayetelkürsiyi namazdan sonra okursan seninle Cennet arasında sadece ölüm vardır. 

Hayırla ödüllendirileceğin hiç bir ilmi  gizleme.

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Dünya Tarihinin 100 Lideri' oylamasında Peygamberimize oy verelim...

PEYGAMBERİMİZE oy vermek için
  
 Resimlerin arasında Peygamberimizin ismini bulunca üzerine tıklayın, büyük fotoğraf ve yanında bir tablo çıkıyor. Tablodaki bütün seçenekleri 5 e getirip aşağıda submit yazan pencereye basılıyor

Dünya Tarihinin 100 Lideri' oylamasında Peygamberimize oy verelim...
Ankete katılmak için herhangi bir üyelik gerekmiyor...
Sadece tıklamanız yeterli:)
Sayfa açılınca peygamberimizin isim fotosunu seçip görseldeki ekrana gelince
sağ taraftaki bütün seçenekleri 5. seviyeye getirip Submit'e tıklayın

http://100leaders.org/leader-gallery



15 Mayıs 2017 Pazartesi

ANNE DUASI

[ANNE DUASI]

Bir genç, annesinin sözünü dinlemedi. Dertli kadının gönlü ateş gibi yandı. Gitti, beşiğini götürüp genç oğlunun önüne koyarak şöyle dedi: "Ey eski halini unutan çocuk! Daima ağlayan aciz bir yavruydun. Gece ve gündüz koşardım yardımına. Şu beşiğin içinde bir şeye yetmezdi gücün, yüzüne konan bir sineği kovamazdın. Ya daha öncesi! Ana rahminde rızkın göbekten gelmez miydi? Göbek kesilince, bir cankurtaran gibi mememe yapıştın. Şimdi büyüdün kuvvet sahibi oldun. Fakat unutma uzun sürmez bu güç... Gün gelir ki insan ölür, mezarın çukuruna girer... Mezardaki böcekler beynini yer, kendinden bir karıncayı bile defedemezsin yavrum.”
🍃
Rabbim nasıl onlar bu zayıf kulu, kolları kanatları arasında büyütüp beslemişlerse sen de öylece onları fazlının sığınağında/sağanağında huzur ve afiyetle b.arındır, ihsan kanadını onların üstüne ger. Nazımızı çeken annelerimizin sen de azını çoğa çekiver.

Müritlerine bir anne merhameti, bir baba şefkati ile muamele eyleyen yüce gönüllere, bâki hayatın mimarlarına arz-ı tahiyyat olsun, evvelini, ahirini unutmadan, beşikten mezara kadar haddini bilene, 365 gün fâni varlığına vesîle annesini sayıp sözünü dinleyene selâm olsun 

ANNE DUASI

Bir genç, annesinin sözünü dinlemedi. Dertli kadının gönlü ateş gibi yandı. Gitti, beşiğini götürüp genç oğlunun önüne koyarak şöyle dedi: "Ey eski halini unutan çocuk! Daima ağlayan aciz bir yavruydun. Gece ve gündüz koşardım yardımına. Şu beşiğin içinde bir şeye yetmezdi gücün, yüzüne konan bir sineği kovamazdın. Ya daha öncesi! Ana rahminde rızkın göbekten gelmez miydi? Göbek kesilince, bir cankurtaran gibi mememe yapıştın. Şimdi büyüdün kuvvet sahibi oldun. Fakat unutma uzun sürmez bu güç... Gün gelir ki insan ölür, mezarın çukuruna girer... Mezardaki böcekler beynini yer, kendinden bir karıncayı bile defedemezsin yavrum.”
🍃
Rabbim nasıl onlar bu zayıf kulu, kolları kanatları arasında büyütüp beslemişlerse sen de öylece onları fazlının sığınağında/sağanağında huzur ve afiyetle b.arındır, ihsan kanadını onların üstüne ger. Nazımızı çeken annelerimizin sen de azını çoğa çekiver.

Müritlerine bir anne merhameti, bir baba şefkati ile muamele eyleyen yüce gönüllere, bâki hayatın mimarlarına arz-ı tahiyyat olsun, evvelini, ahirini unutmadan, beşikten mezara kadar haddini bilene, 365 gün fâni varlığına vesîle annesini sayıp sözünü dinleyene selâm olsun.


BİRAZ GÜL

[BİRAZ GÜL]

Feyz-i tebessümün gül-i tasvîre can verir...
(Gülümseyişin resimdeki güle bile can verir)

Ey hoca! Niçin yüzünü ekşitirsin? Sen bu şeker ülkesinden, bu tatlılıklar diyarından git, burada herkes güleryüzlüdür. Burada kimse asık suratlı değildir. Ezel alemindeki gönül ülkesindeki tattan, şeker bile utanır. Sen böyle kaşın asık, çehren ekşi nereden geldin? Belli ki sen ötelerden, o “neşe diyarı”ndan gelmemişsin. Dudu kuşları yani ermişler, gökyüzünde şekerler yemedeler. Sen niçin göklere uçmazsın, niçin bu kirli dünyada sürünür durursun? Niçin suratını asmışsın? Yüceleri, geldiğin yerleri hiç düşünmez misin? Yoksa oraları inkar mı ediyorsun? Seher vaktinde aşk şerabından içen, yani seher vaktini ibadetle geçiren, gündüz arslan avlar. Bilene ne hoş eğlencedir, seher vaktinde yâr ile bir hoş olmak... Yani geceyi böyle geçiren, manen güçlü olduğu için gündüz, hayatın zorluklarını yener. Fakat ayran içen kimsenin, yani dinî ve insanî vazifesini yapmayan kişinin bu dünyada da suratı asıktır, yarın ahirette de. İman sahibi de, iman da din de zevklidir, tatlıdır. Zîra din ciddiyetten önce samimiyet, mükellefiyetten önce muhabbettir.

Helva tablasının ekşi olduğunu sen nerede gördün? Bu ekşiliğin hepsi cinsi cinsine gider. Kir kiri yıkar, kör körü yeder. Ekşi, ekşi ile birlikte gider olduğundan ötürü, ekşilik de senin önünde ve yüzünde toplanmıştır. İlahî güneşin ışığı ile, sıcaklığı ile olgunlaşmayan meyve, şeker kamışı bile olsa ekşidir. Aşk güneşinin yakışına sabır gerektir. Sabret, şu uygunsuz hallerine, ekşi davranışlarına bak da bir iki gün sabret,olgunlaş, piş! Kimi ekşi suratlı görüsen bil ki o, aşk ateşinden kaçmıstır. Hep gölge içinde kalan koruk, salkım, baştanbaşa ekşidir.

BİRAZ GÜL

Feyz-i tebessümün gül-i tasvîre can verir...
(Gülümseyişin resimdeki güle bile can verir)

Ey hoca! Niçin yüzünü ekşitirsin? Sen bu şeker ülkesinden, bu tatlılıklar diyarından git, burada herkes güleryüzlüdür. Burada kimse asık suratlı değildir. Ezel alemindeki gönül ülkesindeki tattan, şeker bile utanır. Sen böyle kaşın asık, çehren ekşi nereden geldin? Belli ki sen ötelerden, o “neşe diyarı”ndan gelmemişsin. Dudu kuşları yani ermişler, gökyüzünde şekerler yemedeler. Sen niçin göklere uçmazsın, niçin bu kirli dünyada sürünür durursun? Niçin suratını asmışsın? Yüceleri, geldiğin yerleri hiç düşünmez misin? Yoksa oraları inkar mı ediyorsun? Seher vaktinde aşk şerabından içen, yani seher vaktini ibadetle geçiren, gündüz arslan avlar. Bilene ne hoş eğlencedir, seher vaktinde yâr ile bir hoş olmak... Yani geceyi böyle geçiren, manen güçlü olduğu için gündüz, hayatın zorluklarını yener. Fakat ayran içen kimsenin, yani dinî ve insanî vazifesini yapmayan kişinin bu dünyada da suratı asıktır, yarın ahirette de. İman sahibi de, iman da din de zevklidir, tatlıdır. Zîra din ciddiyetten önce samimiyet, mükellefiyetten önce muhabbettir.

Helva tablasının ekşi olduğunu sen nerede gördün? Bu ekşiliğin hepsi cinsi cinsine gider. Kir kiri yıkar, kör körü yeder. Ekşi, ekşi ile birlikte gider olduğundan ötürü, ekşilik de senin önünde ve yüzünde toplanmıştır. İlahî güneşin ışığı ile, sıcaklığı ile olgunlaşmayan meyve, şeker kamışı bile olsa ekşidir. Aşk güneşinin yakışına sabır gerektir. Sabret, şu uygunsuz hallerine, ekşi davranışlarına bak da bir iki gün sabret,olgunlaş, piş! Kimi ekşi suratlı görüsen bil ki o, aşk ateşinden kaçmıstır. Hep gölge içinde kalan koruk, salkım, baştanbaşa ekşidir.


PİŞMANLIK

[PİŞMANLIK]

Ötesi yok, şehre ulaşınca kaderin yolu
Pişman bir el kapayacak kapısını ömrünün

Devamlı istiğfar O'nun (sav) sünneti ve âdeti idi...
🍃

İSTİĞFAR: Kulluğun, eksikliğin gereği bir tedirginlik hali, tamamlanma ihtiyacı, günahın, aslına uygun düşmeyen hallerin gereği örtünme ihtiyacı, yeniden iz sürme talebi.

Günahtan sonra gelen bağışlanma talebi: Üstüm açıldı, kel göründü, ört beni

İçine BEN karıştı, niyet bozuldu: Al beni benden kayd-ı bedenden, ayırma senden, sil beni
🍃
Mademki KULsun, bil ki noksansın, bir parçacıksın işte bütüne hasret, aczini itiraf et

İki nefesi müsâvi olan ziyanda, sonraki nefes daha kâmil ise nâkıs nefese istiğfar et

İstiğfar, dilinde besmele olsun, haddini bil, kendini unut, postu terket!

Hep fesad işlerime estağfirullah tevbe
Yaman teşvîşlerime estağfirullah tevbe
Fesad iş nasıl olur? Tabiatından uzaklaşmış, manayı bozmuş, kaynağından tertemiz gelen suyu bulandıran işler. Ya teşviş nicedir? Karmakarışık işler işte... İnsanın zihnini meşgul eden, asıl gündemi unutturup oyalayan, yeri gelip avutan lüzumsuz işler topluluğu.

Gözümün baktığına gönlümün aktığına
Kulağım çaktığına estağfirullah tevbe
Gözlerinde günâhın hazzı, gönül her gördüğüne aktı, kulaktan çer çöp içeri aktı mı fark etmez olmuş olacak, fark etmez akla kara, vicdan sızlamaz, gönül penceresi hakikati göstermez olur. Nefsine uyanların gitmez yüzün karesi, gözlerin lâyık ise Dost dîdarın göresi

Dilimin gıybetine, nefsimin lezzetine
Hep a'zâm zilletine estağfirullah tevbe
Nefsin lezzet alıyor, sana kolay geliyorsa, başı tatlı, sonu acı acı geliyorsa bil ki günahı tarif ediyorsundur.

Arzu yılanlarının canları sokduğunun
Tiryâkı ol âğûnun estağfirullah tevbe
Eğer ki nefis bir meyille akıverirsen o günaha, sonunda zehir olan balı neylersin, ruhunu acıtırsın, sahibini üzersin, ömre yazık edersin; O kapıdan geçme, o sudan içme!
🍃

Bu bozduğum kaçıncı tevbe dersen, Allah kabul eder diye tevbeyi bozmak da iyileşirim diye zehir içmeye benzer.
İnce sırat köprüsü​ sıfat imiş bu yolda
Dosta giden kişinin doğruluktur çâresi
İki cihana yarar ol erin sermayesi
Doğruluk mancınığı istiğfar taşı
🍃
Diyelim aşk ile, sıdk ile,
Allah için, Allah ile,
Bir dahi Estağfirullah  

PİŞMANLIK

Ötesi yok, şehre ulaşınca kaderin yolu
Pişman bir el kapayacak kapısını ömrünün

Devamlı istiğfar O'nun (sav) sünneti ve âdeti idi...
🍃

İSTİĞFAR: Kulluğun, eksikliğin gereği bir tedirginlik hali, tamamlanma ihtiyacı, günahın, aslına uygun düşmeyen hallerin gereği örtünme ihtiyacı, yeniden iz sürme talebi.

Günahtan sonra gelen bağışlanma talebi: Üstüm açıldı, kel göründü, ört beni

İçine BEN karıştı, niyet bozuldu: Al beni benden kayd-ı bedenden, ayırma senden, sil beni
🍃
Mademki KULsun, bil ki noksansın, bir parçacıksın işte bütüne hasret, aczini itiraf et

İki nefesi müsâvi olan ziyanda, sonraki nefes daha kâmil ise nâkıs nefese istiğfar et

İstiğfar, dilinde besmele olsun, haddini bil, kendini unut, postu terket!

Hep fesad işlerime estağfirullah tevbe
Yaman teşvîşlerime estağfirullah tevbe
Fesad iş nasıl olur? Tabiatından uzaklaşmış, manayı bozmuş, kaynağından tertemiz gelen suyu bulandıran işler. Ya teşviş nicedir? Karmakarışık işler işte... İnsanın zihnini meşgul eden, asıl gündemi unutturup oyalayan, yeri gelip avutan lüzumsuz işler topluluğu.

Gözümün baktığına gönlümün aktığına
Kulağım çaktığına estağfirullah tevbe
Gözlerinde günâhın hazzı, gönül her gördüğüne aktı, kulaktan çer çöp içeri aktı mı fark etmez olmuş olacak, fark etmez akla kara, vicdan sızlamaz, gönül penceresi hakikati göstermez olur. Nefsine uyanların gitmez yüzün karesi, gözlerin lâyık ise Dost dîdarın göresi

Dilimin gıybetine, nefsimin lezzetine
Hep a'zâm zilletine estağfirullah tevbe
Nefsin lezzet alıyor, sana kolay geliyorsa, başı tatlı, sonu acı acı geliyorsa bil ki günahı tarif ediyorsundur.

Arzu yılanlarının canları sokduğunun
Tiryâkı ol âğûnun estağfirullah tevbe
Eğer ki nefis bir meyille akıverirsen o günaha, sonunda zehir olan balı neylersin, ruhunu acıtırsın, sahibini üzersin, ömre yazık edersin; O kapıdan geçme, o sudan içme!
🍃

Bu bozduğum kaçıncı tevbe dersen, Allah kabul eder diye tevbeyi bozmak da iyileşirim diye zehir içmeye benzer.
İnce sırat köprüsü​ sıfat imiş bu yolda
Dosta giden kişinin doğruluktur çâresi
İki cihana yarar ol erin sermayesi
Doğruluk mancınığı istiğfar taşı
🍃
Diyelim aşk ile, sıdk ile,
Allah için, Allah ile,
Bir dahi Estağfirullah


KABE'NİN EŞİĞİNDE BİR DERVİŞ

[KABE'NİN EŞİĞİNDE BİR DERVİŞ]

Bir derviş Kabe'nin eşiğinde yüzünü yere koymuş ağlıyordu, yalan yok ben de şâhittim:
"Ey benim yüce Allah'ım: Kulluğumdaki, ibadetlerimdeki eksikler için özür dilemeye geldim. Çünkü, sana layık bir ibadette bulunamadım. Bilge kişiler, ibadetlerindeki kusurlar için senden özür dilerler. İsyan sahipleri ise kusurlarının bağışlanmasını isterler, günahlarına tevbe ederler. Zühd ü takva sahipleri, Ya rab, sana hakkiyle ibadet edemedik, Bilge kişilerse: Ya rab seni hakkı ile idrak edemedik, diye yakarıyorlardı. Ben bütün ümidimle geldim; Bana layık olduğumu yapma, müstehak olduğum halde günahımdan geç. Sen, sana yakışanı yap, şânına lâyık muâmele eyle. Sen mürüvvet sahiplerinin en yücesisin" diye inliyordu gözyaşlarıyla yıkanırken.

Gözlerden akan billûr inci gibi damlalar ruhu yıkar, nefsi yıkar.  Bir damlası kaya deliğinde donarsa nefs kayasını çatlatır. Birikip buhar olursa ruh gemisini yürütür, niyâza durur:

Yâ Rab kerem ü lûtf ile ben-zâre nigâh et
Rencûr-dile, hatır-ı gam-hâre nigâh et
Olsam dahi na-lâyık-ı lütfun, bana bakma
Zâtında olan hulk-i kerem-kâre nigâh et
(Yâ Rabbi, kereminle ve lutfunla bu aciz kulunu gör. Şu gönlü kırık gam hastası kulunu bağışla. Her ne kadar senin lutfuna lâyık değilsem de, sen benim bu halime bakma, yüce zatındaki kerem sahibi sıfatına göre bizi gör, ona göre bize muamele eyle Yarabbi)

Toprak olmasa su görünmeyecekti, günah olmadan et-Tevvâb bilinmeyecekti.

Allahumme ef'al bina ma ente lehu ehlun ve lâ tef'al bina ya mevlana ma nahnu lehu ehlun inneke ente'l ğafurun halim cevvadün kerim raufur rahim.  

KABE'NİN EŞİĞİNDE BİR DERVİŞ

Bir derviş Kabe'nin eşiğinde yüzünü yere koymuş ağlıyordu, yalan yok ben de şâhittim:
"Ey benim yüce Allah'ım: Kulluğumdaki, ibadetlerimdeki eksikler için özür dilemeye geldim. Çünkü, sana layık bir ibadette bulunamadım. Bilge kişiler, ibadetlerindeki kusurlar için senden özür dilerler. İsyan sahipleri ise kusurlarının bağışlanmasını isterler, günahlarına tevbe ederler. Zühd ü takva sahipleri, Ya rab, sana hakkiyle ibadet edemedik, Bilge kişilerse: Ya rab seni hakkı ile idrak edemedik, diye yakarıyorlardı. Ben bütün ümidimle geldim; Bana layık olduğumu yapma, müstehak olduğum halde günahımdan geç. Sen, sana yakışanı yap, şânına lâyık muâmele eyle. Sen mürüvvet sahiplerinin en yücesisin" diye inliyordu gözyaşlarıyla yıkanırken.

Gözlerden akan billûr inci gibi damlalar ruhu yıkar, nefsi yıkar. Bir damlası kaya deliğinde donarsa nefs kayasını çatlatır. Birikip buhar olursa ruh gemisini yürütür, niyâza durur:

Yâ Rab kerem ü lûtf ile ben-zâre nigâh et
Rencûr-dile, hatır-ı gam-hâre nigâh et
Olsam dahi na-lâyık-ı lütfun, bana bakma
Zâtında olan hulk-i kerem-kâre nigâh et
(Yâ Rabbi, kereminle ve lutfunla bu aciz kulunu gör. Şu gönlü kırık gam hastası kulunu bağışla. Her ne kadar senin lutfuna lâyık değilsem de, sen benim bu halime bakma, yüce zatındaki kerem sahibi sıfatına göre bizi gör, ona göre bize muamele eyle Yarabbi)

Toprak olmasa su görünmeyecekti, günah olmadan et-Tevvâb bilinmeyecekti.

Allahumme ef'al bina ma ente lehu ehlun ve lâ tef'al bina ya mevlana ma nahnu lehu ehlun inneke ente'l ğafurun halim cevvadün kerim raufur rahim.

KENDİNİ UNUTMA YÜZÜNÜ ÇEVİR DE BİR BAK

🌷
[KENDİNİ UNUTMA YÜZÜNÜ ÇEVİR DE BİR BAK]

Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayınız! Onlar yoldan çıkanlardır. [59:19] Bu ayeti kerîmenin tevilinden: Ve cismâni şehvetlerle ihticab ve nefsani lezzetlerle iştigal sebebiyle Allah'a nisyan edenler, unutanlar gibi olmayınız. Allah Teala da onlara nefislerini unutturdu, hatta nefislerinin, beden ve bedenin terkip ve mizacından ibaret olduğunu zannederek kuddûs cevher ve fıtrat-ı nurdan, halife sıfatından gafil oldular. İşte fâsık olanlar, yoldan çıkanlar ancak bunlardır ki, Hak Teala'nın insanları onun üzerine halk eylediği Fıtratullah olan dini kayyumdan huruç ve ahdullahı arkalarına atıp hıyanet ve gadrederek hasr olmuşlardır.

Allah'ı unutmayayım dersen aynaya bakmayı unutma. Zâhirde, âfâkta ne güzel bir aynadır gökyüzü... İşte gökyüzünü ayna etmenin güzelliklerinden bazıları: Üzüntüyü hafifletir, vesveseyi azaltır, korku hissini giderir, Allah'ı hatırlatır, kalpte Allah'ın azâmetini, kulun acziyetini uyandırır, kötü düşünceleri bertaraf eder, sıkıntıya iyi gelir, gamı tasayı giderir, aşk acısına teselli verir ve o dua edenlerin kıblesidir.

Hem yüzünü göğe çevirip bakmak O'nun sünnetindendir. Sevdiğinize değil, O'nun baktığı yöne bakın. Aynı şeyi görmek, birbirinizi görmenizden daha çok yaklaştırır. Aynı aynada görünüverirsiniz sahibinize.
🍃
(Ey habîbim!) Yüzünü çok defa göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz... [2:144]

En son, acele etmeden, hayret içerisinde, gökyüzünü ne zaman seyrettiniz? 

KENDİNİ UNUTMA YÜZÜNÜ ÇEVİR DE BİR BAK

Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayınız! Onlar yoldan çıkanlardır. [59:19] Bu ayeti kerîmenin tevilinden: Ve cismâni şehvetlerle ihticab ve nefsani lezzetlerle iştigal sebebiyle Allah'a nisyan edenler, unutanlar gibi olmayınız. Allah Teala da onlara nefislerini unutturdu, hatta nefislerinin, beden ve bedenin terkip ve mizacından ibaret olduğunu zannederek kuddûs cevher ve fıtrat-ı nurdan, halife sıfatından gafil oldular. İşte fâsık olanlar, yoldan çıkanlar ancak bunlardır ki, Hak Teala'nın insanları onun üzerine halk eylediği Fıtratullah olan dini kayyumdan huruç ve ahdullahı arkalarına atıp hıyanet ve gadrederek hasr olmuşlardır.

Allah'ı unutmayayım dersen aynaya bakmayı unutma. Zâhirde, âfâkta ne güzel bir aynadır gökyüzü... İşte gökyüzünü ayna etmenin güzelliklerinden bazıları: Üzüntüyü hafifletir, vesveseyi azaltır, korku hissini giderir, Allah'ı hatırlatır, kalpte Allah'ın azâmetini, kulun acziyetini uyandırır, kötü düşünceleri bertaraf eder, sıkıntıya iyi gelir, gamı tasayı giderir, aşk acısına teselli verir ve o dua edenlerin kıblesidir.

Hem yüzünü göğe çevirip bakmak O'nun sünnetindendir. Sevdiğinize değil, O'nun baktığı yöne bakın. Aynı şeyi görmek, birbirinizi görmenizden daha çok yaklaştırır. Aynı aynada görünüverirsiniz sahibinize.
🍃
(Ey habîbim!) Yüzünü çok defa göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz... [2:144]

En son, acele etmeden, hayret içerisinde, gökyüzünü ne zaman seyrettiniz?



11 Mayıs 2017 Perşembe

KENDİ KENDİ.NE LATÎF.E

[KENDİ KENDİ.NE LATÎF.E]

Bir varmış, bir yokmuş...
Bir varmış, hep varmış, daha ne olsun
Yok yokmuş, hiç olmamış, daha ne olsun

Her ikisi nedir? 
Dedi: O’dur

O nedir? 
Dedi: Kendini seyretmektir

Biz nedir?
Dedi: Latifeli yakınlıktır

Siz nedir? 
Dedi: Latifeli uzaklıktır

Ben nedir?
Dedi: Ya ben nedir?

Basar nedir? 
Dedi: Zâhir görmektir

Basîret nedir? 
Dedi: Bâtın görmektir

Her ikisi nedir? 
Dedi: Tek görüştür

Yaşamak nedir? 
Dedi: Duymaktır

Duymak nedir? 
Dedi: İkiliktir

İkilik nedir?
Dedi: Çokluktur

Çokluk nedir? 
Dedi: Öyle bir şey yokki!

Can nedir? 
Dedi: Canân’dır

Canân nedir? 
Dedi: Cihândır

Cihan nedir? 
Dedi: İlâhi Cemâl’dir

İlâhi Cemâl nedir? 
Dedi: Zât-î kemâldir

Ben, sen nedir? 
Dedi: İçim ben, dışım sensin

İç dış var mı? 
Dedi: İtibarî vehim'dir

Vehim nedir? 
Dedi: Değişik zuhurdur

Zuhur nedir? 
Dedi: Kendini sevmektir

Kendini sevmek nedir?
Dedi: Başkası olmadığı içindir

Yerin neresidir? 
Dedi: Her yerdir

Her yer var mı?
Dedi: Yoğ imiş meğer

Öyle ise?
Dedi: Ya böyleyse

Lâtife yapma
Dedi: Onu da severim

Peki neyi sevmezsin? 
Dedi: Sevmemeyi

Haydi yürüyelim artık
Dedi: Nereye?

Dilediğin yere
Dedi: O nasıl iştir?

Hangi iş? 
Dedi: O sadece bir, emir’dir

Emir nereye?
İdrak edersen sen bir Emir'sin
Durmaz gidersin kemâle doğru

[KENDİ KENDİ.NE LATÎF.E]

Bir varmış, bir yokmuş...
Bir varmış, hep varmış, daha ne olsun
Yok yokmuş, hiç olmamış, daha ne olsun

Her ikisi nedir? 
Dedi: O’dur

O nedir? 
Dedi: Kendini seyretmektir

Biz nedir?
Dedi: Latifeli yakınlıktır

Siz nedir? 
Dedi: Latifeli uzaklıktır

Ben nedir?
Dedi: Ya ben nedir?

Basar nedir? 
Dedi: Zâhir görmektir

Basîret nedir? 
Dedi: Bâtın görmektir

Her ikisi nedir? 
Dedi: Tek görüştür

Yaşamak nedir? 
Dedi: Duymaktır

Duymak nedir? 
Dedi: İkiliktir

İkilik nedir?
Dedi: Çokluktur

Çokluk nedir? 
Dedi: Öyle bir şey yokki!

Can nedir? 
Dedi: Canân’dır

Canân nedir? 
Dedi: Cihândır

Cihan nedir? 
Dedi: İlâhi Cemâl’dir

İlâhi Cemâl nedir? 
Dedi: Zât-î kemâldir

Ben, sen nedir? 
Dedi: İçim ben, dışım sensin

İç dış var mı? 
Dedi: İtibarî vehim'dir

Vehim nedir? 
Dedi: Değişik zuhurdur

Zuhur nedir? 
Dedi: Kendini sevmektir

Kendini sevmek nedir?
Dedi: Başkası olmadığı içindir

Yerin neresidir? 
Dedi: Her yerdir

Her yer var mı?
Dedi: Yoğ imiş meğer

Öyle ise?
Dedi: Ya böyleyse

Lâtife yapma
Dedi: Onu da severim

Peki neyi sevmezsin? 
Dedi: Sevmemeyi

Haydi yürüyelim artık
Dedi: Nereye?

Dilediğin yere
Dedi: O nasıl iştir?

Hangi iş? 
Dedi: O sadece bir, emir’dir

Emir nereye?
İdrak edersen sen bir Emir'sin
Durmaz gidersin kemâle doğru