Pages

Subscribe:

CEVŞEN DUASI

B

Featured Posts

23 Eylül 2016 Cuma

Kapatırlar seni bir hâl-i haraba yalınız; Ol karanlık geceler kendine bir yâr ara bul!


Müridin biri, gün gelmiş, intisab ettiği şeyhin, gerçekten de “hak bir şeyh” olup olmadığından kuşkuya düşmüş. Uzun bir müddet tereddütler geçirdikten sonra, ''istihare''ye yatıp şeyhinin hak olup olmadığını (düşünde vâki olacak bir işaret aracılığıyla) anlamak istemiş.
Hemen o gece istihareye yatmış. Rüyasında bir de ne görsün, şeyh efendi, cehennemin ortasında, alevler içinde, hem de cayır cayır yanmakta!
“Eyvah!” diye inlemiş; “güya bu şeyh bana cennete gidecek yolu gösterecek idi; göstermek ne kelime bizatihi götürecek idi. Oysa kendisi ateşler içerisinde yanıyor.”
En nihayet, “Kendisine yararı olmayanın bana olmaz? En iyisi, yarın yanına gideyim, kendisinden izin isteyip ayrılacağımı söyleyeyim” diye karar almış.
Kararını uygulayıp ertesi gün mahzun bir halde tekkeye gitmiş. Şeyh efendiyi avluda dolaşırken görmüş. Yanına yaklaşınca, şeyh efendi, bakmış, müridin yüzünden düşen bin parça. Hemen anlayıvermiş neler olduğunu...
Tebessüm edip “Ne o!” demiş, “yoksa sen de mi o rüyayı gördün?”
Mürid, mahçup mahçup, “evet'' mânâsında başını sallayınca, şeyh efendi şöyle buyurmuş:
— “Evlâdım! Ben de yıllardır düşlerimde kendimi o hâlde görüyorum. Lâkin, bugüne değin yaptıklarımı yapmaya devam etmekten gayrı yapabileceğim hiçbir şey yok!”
Hakikatin bilgisi peşinde geçirdiğim koca bir ömrün ardından geriye dönüp baktığımda, ne zaman ye''se düşecek gibi olsam, bu menkıbede sözü geçen şeyh efendinin dediğiyle temessül etmekten gayrı çıkar bir yol bulamadım kendime. Her yol ayrımında, önümdeki en makul seçenek, hep bana, yaptığımı yapmaya devam etmek olarak göründü: aramak!
Evet, sadece aramak... her hâl u kârda, hem de ne pahasına olursa olsun, aramaya devam etmek...
Aramak, aradığımı bulmak anlamına gelmedi hiç. Gün oldu, ne aradığımdan emin olamadım. Gün oldu, doğru yerde arayıp aramadığımdan kuşkuya düştüm. Gün oldu, bulduğumun, bulduklarımın gerçekten de aradığım şey olup olmadığına bir türlü karar veremedim. Yakîn sahibi olmaya çalıştıkça, yakîn''in yakınına geldikçe, yakînim olandan uzaklaştım. Yaklaşan ben oldum; uzaklaşansa o! Kimbilir, belki de o yakınlaştığında, ben onun yanından uzaklaştım da bilemedim.
Hâsılı bazen terkettim, bazen terkolundum. Lâkin hep aradım; inadına aramaya devam ettim. Buldukça, bulduğumu zannettikçe, hep daha ilerisine geçmek için yürümeye devam ettim. Aradıkça, bulacağımı değil, olacağımı düşünüp müteselli olmaktan geri kalmadım. Ne buldum, ne oldum ve fakat bulmaktan da, olmaktan da vazgeçmedim.
Çaresiz, ânı geldi, şu nefîs nefese kulak verdim:
Ey gönül, kendini vezn etmeye kantar ara bul!
Yürü git, kantarına halis olan a''yar ara bul!
Bezm-i elesten beridir kulaklarımda çınlayan dost vasiyetini ciddiye alıp araya araya nice kantar buldum, lâkin bir türlü a''yarını bulamadım. A''yar bulduğumu, a''yarını bulduğumu zannettiğimdeyse, civarda tartılacak bir kantar bulamadım.
Nereden bileyim, nefes''in devamı da varmış, ben de çaresiz devamına kulak verdim:
Kapatırlar seni bir hâl-i haraba yalınız;
Ol karanlık geceler kendine bir yâr ara bul!
Ol karanlık gecelerde yâri bulmak için, gitmem değil, gittiğim yerden bir an evvel gelmem gerekiyormuş. Bilemezdim. Nasıl bileyim? Geldiğim son noktanın, gitmek için yola çıktığım ilk nokta olduğunu görünce, aynı daire içre devran etmek yerine özgürlüğü seçtim. Dairemi tamamlar tamamlamaz, dışına çıktım. Nâ-mütenahi dairelerden müteşekkil koca bir daire içinde daireler çize çize aramaya devam ettim. “Harabîyim, olsun ne çıkar?” deyû hâl-i haraba yalınız başıma kapatılmış olmaktan gocunacağıma yâr uğruna ağyardan yüz çevirmeyi nimet bildim.
Güya “kimi gülistanda gonca gül olur” imiş. “Kimi gonca güle hâr [diken] olur gider” imiş... Bense, ne gonca gül oldum, ne de gonca güle hâr; hâmuşanda bülbüllere yalınız bir hâdim olmayı seçtim.
Oldum ama olduğumdan memnun kalmadım. Buldum ama bulduğumu kâfi görmedim.
Zamanı gelip ölünce, bildim ki aramak, araya araya daireler çizmek imiş asıl kemâl. Ben de çaresiz “arayanlar” arasında saklanmak suretiyle “olup-olmamayı”, “bulup-bulmamayı” bir diğerine müsavi addettim.
Dücane Cündioğlu

Gönlümü seninle doldur ya rabbi ♥

İnşaAllah ♥

ahhhh gönül orda

Edep illa edep..

Ya Hayy

Ya Huuu.

Sonsuz şükür o güzel dosta ...

Sonsuz kere Estağfirullah

Önemli...

Kul Hak'ka tam itaat ederse Hak da onun istediğini muhakkak verir.

Canım kurban olsun senin yoluna...

22 Eylül 2016 Perşembe

"Şömineli, odunlu, kitaplı, sıcak bir yer lazım azizim. Yaşanmışlıklara ara verebileceğin bir yer..." Murathan Mungan

şömine doğa ile ilgili görsel sonucu

"Şömineli, odunlu, kitaplı, sıcak bir yer lazım azizim. Yaşanmışlıklara ara verebileceğin bir yer..." 

Murathan Mungan

Babaannem derdi ki:




Babaannem derdi ki:

"Ağzının tadı yoksa,
ve bir öküz oturmuş gibi hissediyorsan sırtına,
bir çay demle kızım...

Doldur üç bardak...

Biri sağlığına
biri varlığına
biri yandığına olsun...

Birini hemen içeceksin sıcak sıcak...
Birini ılık ılık..
Bırak diğeri soğusun...

Sen nasıl olsa hangisine niyet ettiğini 
yudumlarken düşünür durursun..."MERAL DEMİR

S/ÖĞÜT 1-Babaannem Derdi ki isimli kitabından

21 Eylül 2016 Çarşamba

Babaannem derdi ki:

 

Babaannem derdi ki:
"Acılıyım deme;
beterin beteri var...
kim bilir senin sıkıntı dediğin şeylere
nimet diyordur garibanlar...

Kel, bitli saça bile hasret...
Köre badem gözlüdür, şaşı
bir farz et...
Yorgun musun?
Seni yoran şeye şükür et...

Hele elini eteğini çekiyorsa velet;
dırdırının sıkboğazından
bihaberse evdeki devlet;
dedin kodun milletin ağzında sakız;
hele pul olmuşsa cebindeki çil çil servet...
Haydi bakalım...
Bir de bunlara hiç sahip olmayanları hayal et...

Sen neden yük dediğin şeylere katlanasın...
Onlar yük değil;
seni pişiren ateş...
Ölüm yok ya ucunda;
bırak için, acı dediğin şeylerle 
kalaylana kalaylana paklansın...

Bugün gelmez, dün gitti...
Gördüğün her sıkıntı canına yetti...

Aş kendi tenceresinde pişer kızım...
Kim kendi derdini bırakıp başkasının derdini ister...
Sen onlarla fokurdayacaksın...
Onlarla sen, sen olacaksın...

Bizi üzen, sevindiren her şey misafir...
Hem kucakla, hem sıkı yapış...
Yanarsın , yanarsın!...
Körpeliğini piç ettiğine yanarsın...
Gün gelecek, onları bile bulamayacaksın..."MERAL DEMİR

S/ÖĞÜT 3 -Babaannem Derdi ki isimli ktabından

19 Eylül 2016 Pazartesi

Gökkuşağının şimşekle aşkı.. Sedona Arizona.



AŞK !..Her renkten ,her duygudan hissetmeye başladığında gökkuşağı gibi olmak demek,rengarenk ;) ... Hazan Mevsiminde.

Ya siyah,gökkuşağına aşıksa?

ya siyah gökkuşağına aşıksa ile ilgili görsel sonucu 

Ya siyah,gökkuşağına aşıksa?

Dünyayı değiştirmek istiyorsan bir erkeği sev; gerçekten sev…

Birini seç, ruhu seni çağıranı, seni net biçimde göreni seç. Korkabilecek kadar cesur olanı seç.
 tumblr_inline_mrbmldq9fc1rbbjly
 Elini tut ve onu kalbinin damarlarına götür, orada senin sevecenliğini görsün, orada dinlesin, onun ağır yüklerini kendi ateşinde yak, kül et.
Gözlerinin derinliklerine bak, derinden bak, orada  hareketsiz kalanı uyandır, dirilt. Utangaç olana cesaret ver, orada ne beklediğini fark et.
Gözlerinin derinliklerine bak

 Gözlerinin derinliklerine bak, orada babalarını, dedelerini gör, uzak yerlerde, çok eski zamanlarda savaşa ve şiddete karışş atalarını gör.
Acılarına, mücadelelerine, maruz kaldığı işkencelere bir zamanlar…
Ve bırak hepsi gitsin…
Onun atalarından gelen yükü hisset
Sana sığındığında kendini nasıl güvende hissedeceğini bil
Onun öfkesine ayna olma
Çünkü senin bir rahmin var, eski yaraları iyileştiren, derin ve tatlı bir kapı…
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir erkeği sev, gerçekten sev…
Karşısında kırılganlığın nefesinde kadınlığın bütün ihtişamıyla otur…
Bir çocuğun masumiyetinde, ölümün derinliklerinde, açan bir çağrı olsun, onun erkeklik gücünü kabul et…
Geri gittiğinde, kaçtığında, mağarasına doğru, çünkü kaçacaktır…
Ailendeki bütün kadınları etrafına topla, onların bilgeliğinden nasiplen.
Onların fısıltıyla anlattıklarını dinle, korkmuş genç kız kalbini sakinleştir.
Onlar seni sakinleştirecek ve sabırla onun dönüşünü beklemeni kolaylaştıracaklardır…
Git kapısında otur ve hatırlatma şarkısı söyle, belki bir kez daha dinginleşecektir…

Onu küçük bir çocuğu gibi hilelerle, baştan çıkarma oyunlarıyla kandırma, bunlar  sadece onu ayartıp yok oluş ağına sürükler…
Kaousun ve nefretin mekanı olan bu yer ataları tarafından yapılan bütün savaşlardan daha korkunçtur..
Bu dişil enerji değildir, bu öç almadır
Bu eğilip bükülmüş çizgilerin zehiridir,
Asırlarca sömürülmüş olan, tecavüz edilen dünyanın zehiri.
Bu kadınlara bir güç vermez
Bu kadını erkeği hadım eden bir hale dönüştürür
Bu hepimizi öldürür…
Annesi onu ister öpüp kucaklamış olsun ister olmasın
Ona gerçek anneyi şimdi göster
Sarıl ona, nezaketine ve derinliklerine götür…dünyanın merkezine…
Onu yaraları için cezalandırma, senin ihtiyaçlarını ve kriterlerini karşılamadağı için, onun için tatlı ırmaklar gibi ağla
Gözyaşlarını döktüğünde onu eve getir…

Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir erkeği sev, gerçekten sev
Onu çıplak ve özgür olabileceği kadar sev
Onu doğum ve ölümün döngüsüne bedenini açabilecek kadar sev
Ve bu fırsat için ona teşekkür et.

Birlikte öfkeli rüzgarlarda ve dingin ormanlarda dans ettiğinizde
Kırılabilecek kadar cesur ol, izin ver, varlığının yumuşak baş döndürücü yanlarını keşfetsin,
Bilsin ki seni kucaklaşıp sarabilir, koruyabilir
Kollarına  at kendini, seni tutacağından emin ol,
Bundan önce binlerce kez düşş olsan bile
Ona teslim olarak ona teslimiyeti öğret


Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir erkeği sev, gerçekten sev
Destekle onu, besle onu, ona izin ver, onu duy, kucakla, iyileştir onu.
Bunun karşılığında sen de beslenecek, desteklenecek ve korunacaksın
Güçlü kollar, net düşünceler, odaklanmış oklar tarafından
Çünkü eğer izin verirsen, o düşündeki adam olur…

ALINTIDIR