Pages

Subscribe:

CEVŞEN DUASI

B

Featured Posts

17 Mart 2017 Cuma

Döymek oldu......

  

- Döymez* oldu yürek hasret-i yâre? - Firâka döymeyen yârin unutur Bugunçün görmeyen yarın unutur * Döymek: Tahammül etmek

Kalmasın senden eser asla, kemâl ancak budur Vârını yok eyle, vahdette visâl ancak budur



Kalmasın senden eser asla, kemâl ancak budur
Vârını yok eyle, vahdette visâl ancak budur


[...HÂLİM N'OLASIN] Asîler için yarattın rahmetin deryâsın Bir işim yok ki ağartır yüzümün karasın Sil gider bu tenden gayrının kavgasın



[...HÂLİM N'OLASIN]
Asîler için yarattın rahmetin deryâsın
Bir işim yok ki ağartır yüzümün karasın
Sil gider bu tenden gayrının kavgasın



Nasıl bir son istiyorsan (ÂHİR.ET) Şimdi öyle bir nefes al! (KIYÂM.ET) Hangi filmi izlemek istiyorsan ona bilet al. Sürpriz final bekleme!




Nasıl bir son istiyorsan (ÂHİR.ET)
Şimdi öyle bir nefes al! (KIYÂM.ET)
Hangi filmi izlemek istiyorsan ona bilet al.
Sürpriz final bekleme!


Sevdiklerimi, sahip olduklarımı kaybetme korkusu beni öldürecek! Her şeyi kontrol edemezsin. Kalbini sebeplere değil sahibine bağla, kurtul!

 

Sevdiklerimi, sahip olduklarımı kaybetme korkusu beni öldürecek! Her şeyi kontrol edemezsin. Kalbini sebeplere değil sahibine bağla, kurtul!

"Bana ne oluyor ki bâzı kardeşlerimin şu hallerini görüyorum" dedirtme! Günahkâr olma, Fahr-i alem-i zî-şânı, hâne-yi Rahmân’ı incitme!



"Bana ne oluyor ki bâzı kardeşlerimin şu hallerini görüyorum" dedirtme!
Günahkâr olma, Fahr-i alem-i zî-şânı, hâne-yi Rahmân’ı incitme!


Kaldır at nikâbı gör Beytullâh'ı Zât-ı tecellîde o aynullâhı Âyîne-i dilden sür gayrullâhı Hüsn ü cemâline hayran olup gel




Kaldır at nikâbı gör Beytullâh'ı
Zât-ı tecellîde o aynullâhı
Hüsn ü cemâline hayran olup gel
Âyîne-i dilden sür gayrullâhı


16 Mart 2017 Perşembe

Otomatik gelinler :)

  



Kara günlü biçare, gün görmemiş avratlar 
Sefa şimdikilere, hepsi şanslı bahtavar. 
Bir iş dersen yapmazlar, gezmek dersen hay havar 
Arabasızda gitmezler, otomotik gelinler. 

Kaynanaya bir iş etse, bin bir kurban heyrannan 
Anan gile git dersen, uçar düğün seyrannan. 
Yıkamakları süpürmekleri, hepsi anam ceyrannan 
Fişi çeksen ölürler, otomotik gelinler. 

Nenem bir kalıp sabunla, bir teşt esbap yıkardı 
Belangaz makine mi gördü, taşa çırpar sıkardı. 
Canları çıkardı vallah, sabah körden kalkardı 
Şimdi öğleye kadar yatılar, otomotik gelinler. 

Bir kucak kırç ataşla, üç gandık pişiridiler 
Şor balık cacık ekmek, ne bulsa girişidiler 
On bir tane doğardılar, beşte düşürürdüler 
Şimdi tüp bebek yapılar, otomotik gelinler. 

Ne kayın ne kaynata, ne baldız derdindeler 
Bir gün şelalede, bir gün balık bendindeler 
Erleri semaver yakar, özleri serindeler 
Her hafta piknikteler, otomotik gelinler. 

İki ay birik oturur, üç ay sonra ayrılır 
Er evi gelse muruz eder, öz elatı gelse bayılır 
Devranı yıkıla belki, bunlarda avrat sayılır 
Altı ay iyidirler, otomotik gelinler. 

Yok falankes bunu aldı, tutturmuşlar bir yarış 
Baban oğlu isen, git işlerine bir karış 
Beş metre dilleri var, boylarıda bir karış 
Bülbül gibi öterler, otomotik gelinler. 

Hele birde toyları var, yine yaramı deşiler 
Oda sermeği al giyiler, kına akşamı yeşiller 
Millet görsün diye, iki de bir üst değişirler 
Levün levüne döniler, otomotik gelinler. 

Somya cır cır edimiş, hem baza alacan hem yataş 
Kriz var almam dersen, olurlar san alav ataş 
Boyaları cilaları, hangini sayım gardaş 
Anamızı ağlattılar, otomotik gelinler. 

Akşam eve eli boş git, dönüp yüzen bakmazlar 
Altın bilezik takarlar, hiç kimseyi takmazlar 
Uşak gece patlasa, uykudan kalkıp bakmazlar 
Belki hiç kalkmıyasız, otomotik gelinler. 

Bu şiiri yazana oluplar düşman 
Valla sizi alanlar, hepside pişman 
Çırpı gibi geliler, olilar şişman 
Etsiz yemek yemiler otomotik gelinler. 

Gökmen der gençlik geçer, kimse hayale dalmasın 
Şu üç günlük dünyada, beddua ah almasın 
Allah hiç bir ana babayı, ele ayağa salmasın 
Bir gün bile bakmazlar, otomotik gelinler. 


elat; akraba 
san; sana 
bahtavar; şanslı 
teşt; leğen 
kırç; ince dal yığını 
muruz; yüz asmak 
şor; tuzlu 
falenkes; millet, şu, bu kişi 
levün; çeşit 
patlasa; çok ağlamak anlamında 
heyrannan; minnet anlamında
 
Gökmen Sekin

9 Mart 2017 Perşembe

[YÂNE YÂNE HÛ DEYÛ]

Görüntünün olası içeriği: içecek, kahve fincanı ve iç mekan

[YÂNE YÂNE HÛ DEYÛ]


Yürü, bir göz bul çâre eyle,
Bu kez, O’ndan O’na nazar eyle!

…ve sonra göreceksin ki

Bir zerre yerinden kayıp oynasa,
Alem harâb olurdu baştan ayağa!

Bir kimsenin ölüsü tuz gölüne düşse aynı tuz olur ve temiz olur! Böylece, iradeye dayanan bir ölümle, kendilerini HÛ’nun tuz deryası misali, varlığına bırakanlar, HÛ olup, NÛR olup arınıp temizlenirler.

HÛ demek “o kimse” demektir ancak burada kullanılışı ise “Allah’ın Zâtı” manasınadır. Yani cümle varlık, Halkın “Ben” kelimesiyle kasdettiği varlık dahi “Hakkındır” diye düşünür... Bütün varlığı, kendi de dahil olmak üzere “Zat deryası”na bırakır... Bu halde Zat’tan başka hiç bir şey kalmaması gerekir.
✴️
HÛ ismine devam edenlere bilmek gerektir ki, HÛ’dan maksad, ifade ettiği müsemmadır... HÛ dediğinde, ne isim, ne resim, ne zaman, ne mekan ve ne nişan kalmayıp; Zat-ı HÛ’da cümle varlığı ve haliyle kendini yok edip, kulun lisânından HÛ diyeni HÛ olarak bırakması gerekmektedir...

Bir sevgilinin güzelliğine bakılsa ve onun etrafında yüzbin ayna konulsa, o sevgili kaç yüz bin görülür... Ama aslında bir sevgili ve bir yüz iken, o aynaların istidat ve kabiliyetlerine göre kiminde parlak, kiminde kederli, kiminde doğru, kiminde eğri büğrü gösterse ve bir kimse de sevgilinin ancak bir aynadaki resmini görüp, diğerlerini inkâr etmiş olsa “arif” olmuş sayılmaz. Arif olan, bütün aynalardan görünen sevgilinin türlü sûretlerini tasdik eder hatta ayna ile veya aynasız dahi görür.

Nice yüzbin göze görünen bir sûret imiş âşikâr,
Kendi güzelliğine yine kendi olmuş talebkâr

Bu misali de fazla açıklamak îcab etmez; Arif ne kadar düşünürse ve zevk alırsa, o kadar misal bulur... İrfan sahibine göre iki cihanın aynasından görünen bir yüzdür... Hal böyle iken, her arif kendine has bir kemale ermiştir ve o kemalden şöyle fısıldarlar: 

“Ma raeytü şey’en illa rüyetullahu ba’dehu!”
“Akabinde Allah’ı görmediğim hiç bir şey yok”

“Ma raeytü şey’en illa rüyetullahi fiyhi”
“Birşey görmem ki onda Allah’ı görmüş olmayayım”

“Ma raeytü şey’en illa kablehu”
“Her şey’den evvel O’nu gördüm"

“illa Allah!”
“Ancak Allah”

“La yerahu illa Allah”
“Allah’ı ancak Allah görür”



İsme hürmet gerektir..

Esselamü aleyküm ey çocuklar. (Efendimiz (sav) çocuklara rastladığında kendilerine selam vermiştir.) Cennette “Darü’l ferâh” denen bir eve ancak çocukları sevindirenler girer. [Ramuzelehadis 125:1]
Elbiselerinde yağmur ıslaklığı
Yüreklerinde güneş sıcaklığı
Allahım bu çocuklar
Elimde onları bekleyen
Çiçekleri alsınlar

“Ay doğdu üzerimize” şarkısıyla O’nu karşılayan çocukların yanına kadar gelerek sordu çocukların ve onları yaratanın sevgilisi: “Beni seviyor musunuz?
Çocuklar hep bir ağızdan: “Evet çoook seviyoruz Ya Rasûlallah!..” cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber de onlara, “Vallahi ben de sizi çok seviyorum” müjdesini verdi.
Ses oynatıcı

Bu müjde öylesine güçlü, öylesine kuşatıcı bir sevgi halesine dönüştü ki, tüm Asr-ı Saadet’e şâmil oldu, dalga dalga çoğaldı ve dünyanın bütün çocuklarını kapsayıp kuşattı… Artık çocuklar mutluydu; çünkü onlara değer veren, onları önemseyen ve çok seven; sevilmelerini, kollanıp gözetilmelerini isteyen bir “peygamberleri” vardı.
koprude_imtihan
Tıfıl iken ol, diler idi ümmetin, 
Sen kocaldın, terk edersin sünnetin

Habib-i Kibriyâ’nın sevgisini iddiâ edersiniz ama O’nun izini ve sünnetini terk idersiniz, nereye bu gidiş, nereye…
Bir gün Bâyezid-i Bistami (rahmetullahialeyh) Bağdat şehrinde talebesiyle birlikte Şat ırmağına kurulu köprüden geçiyorlarmış. Köprü üzerinde oynayan çocuklar yanına gelerek oynadıkları oyunu söylemişler ve çocuk diliyle onun da kendileriyle oynamasını istemişler. Şöyle ki: Çamurdan yapmak suretiyle insana benzettikleri bir şekle Muhammed (sav) ismini vermişler, diğerine Ayşe (ra) adını koymuşlar ve bunları evlendiriyoruz, demişler. Bu düğüne Bâyezid Hazretlerini de çağırmışlar. Çocukluk buya… Hazreti Bâyezid de çocuklara bu mübarek isimleri çamurdan yaptığınız şekillere koymayın bu oyunu derhal bırakın, doğru değil, başka türlü evcilik oyunları oynayın nasihatinde bulunarak asâsının ucu ile çocukların isimlendirip te bir kenara oturttukları şekilleri köprüden aşağıya itmiş ve yürümüş gitmişler.
Ama iş bu kadarla kalmamış, odasına gelir gelmez hemen halvet etmiş ve murakabeye varmışlar. Murakabe içinde Resulü Ekrem (sav) Efendimizin geçtiğini görüyorlar. Kendi ifadelerine göre ilerleyip Resulullah Efendimizin ayağını öpmek suretiyle muhabbet ve hürmetlerini yenilemek istemişler. Sultanü’l-enbiya (sav) efendimiz,  Bâyezid Hazretlerine hiç bakmıyor ve iltifatta bulunmuyorlar. Bu hal karşısında Hazreti Bâyezid; “Ey iki gözümün nuru Resulullah, ben kulunuza hiç bakmıyorsunuz, hatır-ı şerifiniz bana melûl mudur?” dedim, diyor. Resulû Ekrem sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin de kendisine cevaben: “Beni götürdün asân ucuyla suya attın. Oğlancıkların elinden aldın. Hiç itibar etmedin. şimdi benden itibar mı istersin? Bilmedin mi ki, adıma hürmet, bana hürmettir. Sünnetime hürmet, bana hürmettir” buyurduklarını söylüyorlar. Bâyezid Hazretleri yaptıkları şeyin gayet hata olduğunu itirafla bu murakabelerinin akabinde hemen aynı köprü üzerine varıp o oğlancıkları buluyor, onların gönüllerini alıyor ve yaptıkları oyunu tekrar onlarla beraber baştan oynuyorlar. Çocukların gönlü hoş oluyor, hatırlarını böylece hoş edip geriye dönüyorlar. 
İşte böyle efendim… Allah’a yakınlık nisbetinde işler böylece nezâket kesbeder. Darb-ı meseldir: “Kurb-u sultân, âteş-i sûzan” sözü boşuna söylenmemiştir. Zîra Peygamber Efendimizin çocuklara olan muamelesini ihtiyar etmemekle de O’nu sünneti yapmamış gibi oldukları ve isme de hürmet etmenin adabını böylece amelî olarak talebesinin önünde canlı bir şekilde anlatmışlardır.
Çünkü Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “Çocuğu olan onunla çocuk gibi olsun” ve yine diğer bir hadislerinde “cennette ferahlık ve sevinç evi denilen öyle gösterişli bir yer vardır ki oraya yalnız çocukları sevindirenler girer.” buyurmuşlardır. Kendileri de torunlarına ve sair çocuklarına karşı böyle idiler. Çocuklara ve ailelerine halkın en merhametlisi idiler. Hz. Peygamber’in diğer çocuklara karşı olan sevgisi konusunda, Medine’deki kız çocuklarından herhangi birisinin Hz. Peygamber’in elinden tutup istediği tarafa götürdüğüne dair rivayet (Buhârî, Edeb, 61) ne güzel bir numunedir. 
İşte böylece çocuğa rıfk ile muamale sünnet-i seniyedendir. Hem bunu tebarüz ettirmek hem de ismi şeriflerine her ne hal ve şekilde olursa olsun hürmetin lâzım geldiğini ibretlik bir vakıa ile dinlememiz, netice ile de çoğumuzun gaflet edebileceğimiz bir meseleyi de böylece önümüze koymuş olmaları bugün dâhi istifademizi mûcibtir.

3 Mart 2017 Cuma

Ey Benim Çocukluğum

Canım sın sen...


Boşuna mı yaprak gibi rüzgarına kapıldım ben 
Unutup kendimi bir divaneye takıldım ben 
Ayağı eşikten dışarda, git gidersen 
Bu gönül çoktan razı senden, nasıl istersen


canım sın gif ile ilgili görsel sonucu

[AŞKTA YİĞİTLİK]

Otomatik alternatif metin yok.  
[AŞKTA YİĞİTLİK]

Seni "Ölmeden önce ÖL!" diyerek öldüren, "Gayre bakma, Allâh sende!" diyerek, Allâh şuuruyla dirilten O'dur!

Aşk, kızıl atına binmiştir, ÂH kılıcını çekmiştir, sürüp gelirken bir de bakar ki önünde ateşten bir nehir var, kıyısında da mumdan kayıklar. Bu kayıklardan birine binilip karşıya geçilecek. Fakat aşk, gayretli delikanlıdır. Söz, onun kılavuzudur, gayret lalası. Beyzâdemiz, atını mahmızlar ve hızla bir alev gibi o ateş ırmağının üstünden karşı yakaya çıkar!

Ejderhalarla uğraşır, cadılarla savaşır, kuyulara düşer, bir gölge olur, bir sesten ibaret kalır. Güneşin, ayın ışığı bile delikanlıya ağır gelir.

Sonunda bir hadisten alınma Zâtüssuver (Suretlerin Zâtı) şehrine varır, kalb kalesine girer, bir de bakar ki hocası cünûn Mollası, küçükken kenarında eğlendikleri feyiz havuzu, beraber okudukları edep mektebi, Hüsn’ün (Güzellik) dadısı İsmet, kendi lalası Gayret, kılavuzu Söz hepsi ama hepsi orada. Tılsımlı aynayı gelirirler, Hüsn’ü görmek için bakar, ancak kendisini görür. Anlar ki Hüsn, Aşk'ın tâ kendisiymiş.

Yeniden selâm olsun bu kağıttan gemiyi bırakanlara bu kağıttan denize...



Bu günde/haftada/ömürde aşk olsun

Otomatik alternatif metin yok.  
Sevdiğini, canının tâ içinde, her nefes yanında hissetmiyorsan aşktan söz etme. Seni senden/benliğinden kurtaracak tek şey sevgidir. Ne kadar çok seviyorsan sevdiğin uğruna o kadar kendinden geçersin, kendini tamamlayıp O'na dönüşürsün. Aşık olduğundaysa kendini hatırlamaz olursun ve kendini unuttuğun her yerde O'nu görebilirsin.

Varlığını say yoğa
Dostun içinde.n doğa

Öyleyse bu günde/haftada/ömürde aşk olsun 

Geçtim cân ile serden Aşkından Mustafâ'nın..

Görüntünün olası içeriği: bulut, gökyüzü ve açık hava 
Diller son derece çok, kalpler ise nerdeyse yok gibi. Diline, kalbinden, tâ içinden düşmeyen söz sana ait değildir, her kap ancak içindekini sızdırır.

Benim ve senin aranda sahte varlığım bana sıkıntı veriyor. Ben.den ümidini KESMEyip bir cumâ ikrâmıyla bu müphem varlığı ortadan kaldır da cân oluvereyim!

Geçtim cân ile serden
Aşkından Mustafâ'nın ﷺ
Dilsizim geldim dile
Aşkından Mustafâ'nın ﷺ
Ölmüştüm câna geldim
Aşkından Mustafâ'nın ﷺ  



Ver bekânı et beni benden fenâ Rabbenâ fağfirlenâ verhamlenâ

Görüntünün olası içeriği: okyanus, açık hava, su ve doğa 

Ver bekânı et beni benden fenâ
Rabbenâ fağfirlenâ verhamlenâ

Usûlî (v. 1538) dilinden nâzenin bir münâcat