Pages

Subscribe:

CEVŞEN DUASI

B

Featured Posts

2 Aralık 2016 Cuma

Eğer âşık isen yâre, sakın aldanma ağyâre (ki zâten gayrı yok...)

  

Eğer âşık isen yâre, sakın aldanma ağyâre (ki zâten gayrı yok...)

Sanırım en güzeli atlayıp yağız bir ata, dörtnala uzaklaşmak modern dünyadan.


Sanırım en güzeli atlayıp yağız bir ata, dörtnala uzaklaşmak modern dünyadan.

AŞK KALEME DEĞİNCE

AŞK KALEME DEĞİNCE


Yokluğunun hissedilmediği yere, varlığını götürme.

YOKLUK ile ilgili görsel sonucu

GÖK GÜRÜLTÜLÜ SAĞANAK YAĞIŞ

432222_375479205876860_293949773_n  

Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates’e vermiş veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiçbir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boca etmiş.
Sokrates gayet sakin:
  • Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum, demiş…

DELİLİK YARI VELÎLİKTİR..

531987_3798130491676_344163011_n-C0EB-AC8B-111D11  

Bayezid-i Bestamî tımarhanenin önünden geçerken, hizmetçinin tokmakla bir şeyler dövdüğünü görür:
-Ne yapıyorsun?
-Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.

-Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?

-Hastalığını söyle.
-Çok günah işliyorum.
-Ben günah hastalığından anlamam. Ben delilere ilâç hazırlıyorum..
Konuşulanları duyan bir deli güler; “Senin hastalığının çaresi bende” der ve şu tarifeyi sunar: “Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır. Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir. Akşam-sabah bol miktarda ye. Hastalığından eser kalmaz”
Beyazid-i Bestami: “Hay Allah, gerçek deliler sokaklarda gezerken, işte bunları deli diye buraya tıkıyorlar”der.

CEHENNEMDE ATEŞ YOKTUR...

Harun-Resid-Kimdir  


Abbasi’lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül daima Harun Reşid’in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid’in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu: 
– Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun? 
– Cehennemden geliyorum ey hükümdar. 
– Ne işin vardı cehennemde? 
– Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim. 
– Peki, getirdin mi bari? 
– Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar “Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir” dediler.

MEDET YA RABBİ

1649_421410431283737_1654046848_n 

Bir gence birisi çirkin dedi. Genç öyle bir cevap verdi ki, söyleyen şaşırdı kaldı. Cevap şu idi: “Suretimi ben kendim yapmadım ki; beni fena yapmışsın diye ayıplıyorsun. Ben çirkin isem, güzel isem sana ne? Esasen güzeli, çirkini yaratan ben değilim ki.”
İlahi, önce alnımıza yazılacak şeyleri yazmışsın. Ondan ne artık ne de eksik olur. İlahi, sen bilirsin ki ben kadir değilim. Kadir sensin, ben kim oluyorum. İlahi, eğer bana yol gösterirsen, iyiliğe kavuşurum. Eğer beni reddedersen yoldan, yolculuktan geri kalırım.
Cihanı yaratan Allah yardım etmezse kul nasıl günahtan kaçar, ibadete koşar?
Şeyh Şadi Şirazi

TOPRAKTAN GELDİK VE YİNE TOPRAK OLUYORUZ

 


Birgün bir toprak yığınına  bir kazma vurdum. Kulağıma iniltili bir ses geldi. Şu sözler işitiliyordu:
“Eğer kerem sahibi isen kazmayı çok yavaş vur. Çünkü kazmanı gözüme, kulağıma, yüzüme, başıma vuruyorsun. Ben bir zaman cihana sahip bir adamdım. Şimdi toprak oldum.”

HZ. İBRAHİM HALİLULLAH

 

Hz. İbrahim Halilullah misafiri çok severdi. Hattâ bir defasında misafirsiz yemek yemeyeceğim diye nezretmişti. Evinde her zamanmisafir bulundurur, misafir gelmezse kendisi arar bulur, yine misafirle yemek yerdi. Hikmeti ilâhî bir defa öyle oldu ki, tam bir ay misafir gelmedi.
Hz. İbrahim de misafirsiz yemek yemeyeceğine dair nezrettikleri için, bir ay yemek yemedi. Bir ay sonra da misafir gelmeyince, kendisi aramaya çıktı. «Acaba benim gibi misafire itibar eden bir kimse daha var mıdır?» diye düşünerek gidiyordu. Bir misafir bulmak için hayli yol katettikten sonra bir de baktı ki, oralarda bir adam daha gezmekte. Ona:
— Ne arıyorsun buralarda? diye sordu. O zat:
 Misafirsiz yemek yemeyeceğim diye nezrettim, üç aydan beri bir misafir gelmedi, misafir aramaya çıktım. Şimdi Allah seni gönderdi. Buyurun eve gidip yemek yiyelim, diyerek Halilürrahman’ı evine davet etti.
Hazreti İbrahim hayrete düşmüştü. Kendisi bir aydır açtı ama, o zat, üç aydan bu yana bir şey yememişti. Eve gittiler, Allah ne verdi ise yediler, sohbet ettiler, ibadet ettiler, ayrılma zamanı geldiğinde o zat-ı şerif bir odanın kapısını açarak: «Bu içerideki kıymetli şeylerden ne beğenirsen al!» dediğinde, Hazreti ibrahim:
— Bana dua eyle, dedi.
Fakat o, çok zamandan beri dua etmediğini ve Allah’a dua etmeye de artık dilinin varmadığını söyleyerek, kendisini mazur görmesini diledi.
Hazreti İbrahim:
— Niçin duayı terk ettiniz? diye sordu. O:
— Senelerdir Allah’tan bir isteğim var, Allah o isteğimi yerine getirmedi. Ben de demek ki benim duam kabule şayan değil ki, Cenab-ı-Allah kabul etmiyor diye bir daha dua edemiyorum, dedi.
Hz. İbrahim isteğinin ne olduğunu sorduğunda o mübarek zat:
— Allah’ın Resûlü Halilürrahman, dünyada benim zamanımda yaşıyormuş. Fakat bu zamana kadar onu görmek nasip olmadı. Allah’dan, O’nu bana göstermesini istedim, O da kabul edilmedi, dediğinde Hazreti İbrahim:
— Ey Allah’ın aşık, sadık kulu: Müjdeler olsun sana, Allah senin duanı kabul etti. İşte ben, Halilullah İbrahim nebiyim. Cenab-ı Allah, bu güzel ahlâkından dolayı, beni senin evine misafir etti. Ben de bir aydan beri misafirsiz yemek yemeyeceğim diye aç gezdim ve bir misafir aramak kastıyla yola çıkmıştım. Demek senin duan kabul olunduğu için Allah beni ta buralara kadar getirip seninle görüştürdü, buyurdu.
Cenab-ı Allah misafire olan hürmetinden dolayı, onun evine Peygamberini göndererek memnun etmişti.

1 Aralık 2016 Perşembe

Samimi bir dua, Allah ile konuşmakmış meğer...

babaannem derdiki ile ilgili görsel sonucu   

Çok yalnızım.
- Ben ki sana çok yakınım [2:186] - Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
- Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. [7:205] - Bu da senin yardımını ister!
- Sabır ve salât ile Allah'tan yardım isteyin. [2:45] ... Mü'minlere yardım etmek de bize düşer. [30:47] - Bunca günah yükü ile huzurda durmak ne güç.
- Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir. [24:22] - Tabii ki, beni affetmen için neler vermezdim
- Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir. [11:61] - Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
- Allah'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini ve Allah'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? [9:104] - Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.
- O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir. [42:25] - Bunca günahım var, hangisinin tövbesini yapayım?
- Ey kendi aleyhlerine aşırıya giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah BÜTÜN günâhları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcı, çok merhamet sahibidir. [39:53] - Yani yine gelsem yine bağışlar mısın beni?
- Zaten Allah'tan başka kim günahları affedebilir? [3:135] - Ne kadar da güzelsin Allah’ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
- Şüphesiz ki Allah çokça tövbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever [2:222] - İlâhım ve Rabbim benim senden başka kimim var
...
- Allah kuluna yetmez mi? [39:36] ✨

Kendi kendime dedim: Allah’ım seni çok seviyorum... Hissettim ki Sen el-evvel olansın. Nasıl ki yağmur yücelerden yağar, senin beni vâr etmen, sevmen, söyletmen daha öncedir.

Samimi bir dua, Allah ile konuşmakmış meğer...




O’dur ki, sizi (tâbiat, nefs) zulümâtlardan Nur’a çıkarmak için size salât (rahmet; tecelli) eder ve O’nun melekleri de (salât ederler)... Mü’minlere (mü’minler olarak-mü’minlerden) Rahîmdir. [Ahzab:43]




O’dur ki, sizi (tâbiat, nefs) zulümâtlardan Nur’a çıkarmak için size salât (rahmet; tecelli) 
eder ve O’nun melekleri de (salât ederler)... Mü’minlere (mü’minler olarak-mü’minlerden) 
Rahîmdir. [Ahzab:43] 

Allah bir insana lütûfla muamele etmeyi murâd eylemişse ona "Bir Güzel" ile sohbet etmeyi nasîb ider. O sohbetten Hakk zâhir olur.

Allah bir insana olan lütfunun devâmını murâd eylemişse onu "Bir Güzel'e" hizmet ile şerefyâb eyler. O hizmetten Hakk'a kurbiyyet (yakınlık) hâsıl olur.

Allah bir insana olan ni'metini tamâma erdirmeyi murâd iderse onu "Bir Güzel'in" rızâ kapısında bekletir. O güzelin hoşnutluğu bizzât Hakk'ın rızâsı ve ni'metin kemâlidir.

Bir ümitle böyle yazdırdın mâdem öyle oldur yâ Rab; adını andırdığın ni'metin tadına, kemâline, tamâmına ve devâmına muhtâcız yâ Rab, lütfeyle izz-i cemâlin aşkına...

27 Kasım 2016 Pazar

Huyuna maşallah ♥

Tecelligâh-ı lâhûtî mutâf-ı âşıkândır bu!
Derûn-u ankâ-yı Pîrâna açılmış âşiyândır bu!

ABDURRAHMÂN SÂMÎ NİYÂZÎ SARUHANÎ HAZRETLERİ
Kaddesellâhü sırrahu’l âlî (v. 1934)

abdurrahman_sami.png
DER NAAT-I NEBEVΠﷺ
Fâ’ilâtün / fâ’ilâtün/ fâ’ilâtün /fâ’ilün

Ma’nâ-yı besmele ebrûyuna mâ-şâ’allâh
Zâta mir’ât-ı kemâl rûyuna mâ-şâ’allâh

Nûn, kalem çeşm-i femindir sadef-i dürr-i hikem
Şâz-ı hilkat ile ferîd hûyuna mâ-şâ’allâh

Nüh felek cezbe-i aşkınla esîr-i devrân
Zînet-i ‘arş-ı alâ mûyuna mâ-şâ’allâh

Zerre-i nûrun ile oldu mü’esses cennât
Neşr-i reyhân-ı cihân bûyune mâ-şâ’allâh

Sâye-bân oldu nebîler ezelî nûrun ile
Nisbet-i hârik-i dil-cûyuna mâ-şâ’allâh

Zâtın âyîne-i Hak’tır sıfatın vasf-ı Hudâ
Vahy olan mantık-ı hak-gûyuna mâ-şâ’allâh

Şeh-i levlâk olduğuna şakk-ı kamer imzâdır
«Mâ rameyte» mazharı bâzûyuna mâ-şâ’allâh

İftirâkın ile siyeh-câme büründü Ka’be
Tozları huld-i berîn kûyine mâ-şâ’allâh

Sûret ü ma’nâ-yı, Hakk mazharı zâtın aynı
Künh-i hüviyyette dâl hûyuna mâ-şâ’allâh

Hıl’at-i imkân ile zıll-i kemâlin görünen
Cümleye merhamet arzûyuna mâ-şâ’allâh

Harem-i hazret-i muhtasta mukîmsin dâim
Lâmekân ‘âric-i her sûyuna mâ-şâ’allâh

Eylesin Sâmî’yi hayrân şerer-i ‘aşkın ezeli
Kevser-i nûr-i lutf cûyuna mâ-şâ’allâh

sakk
Min ğayri haddin manay-ı münifi:
Besmele’ye mana olup çekilen kaşlarına maşallah. O’nun zâtına, (tam ve noksansız dereceye erişmiş) ayna olan yüzünün güzelliğine mâşallah.

Nice hikmet incisi saklayan sedef misali ağzından dökülenlerdir kalemin Kur’an-ı Kerim’de yazdı.rdı.kları…Yaratılıştan gelen müstesna, eşsiz, biricik mizâcına mâşallah.
Dokuz gök katı, senin aşkının çekmesinden doğan coşkunluk, kendinden geçme ve istiğrak hâliyle kendi yörüngelerinde dönmeye mahkûm olmuşlar. Bu göklerin üstüne, en yüksek derecede yer alan madde aleminin sonu maddesizlik aleminin başlangıcı, her şeyden daha saf ve nurlu olan, mahlukatın şereflisi arş-ı ala’nın süsü olan saçının teline mâşallah.
Senin nurunun zerresinden cennetler vücut buldu. Cihâna cennet rayihası yayan kokuna mâşallah.
Senin ezeli nurunun hâmisidir nebiler. Gönülleri tahrik ile kendine doğru çeken tenâsüp kıvâmına mâşallah.
Senin zâtın Hakk’ın aynasıdır, sıfatın Hudâ’nın vasfı. Hakk’tan sana vahy olunan kelâma mâşallah.
“Sen olmasaydın alemlerin yaratmazdım” kelâm-ı ilahisiyle övülen Sultân olduğunun imzasıdır, şakkı kamer  (göklerin süsü olan ayın yarılması mucizesi) “Attığın zaman sen atmadın, Allah attı” (Enfâl:17) âyetinin tecelli ettiği pazuna mâşallah.
Hicret ile ayrıl.d.ığın hasretinden siyahlar giyindi Mekke’deki Ka’be. Tozu bile kadri yüksek, en yüce cennet olan, sevgilinin bulunduğu Medine şehrine mâşallah.
Mana tasviri itibariyle, Hakk, mazhar-ı zatın ile aynıdır. Hakikatın özüne yol gösteren, aslına erdiren huyuna mâşallah.
Sultân’ın giydirdiği mümkün olabilen en güzel kıyafet ile görünen, kemâlinin gölgesi
cümle mahlukata merhamet (alemlere rahmet) arzuna mâşallah.

Sana mahsus hareminde mukîmsin dâim. Mekansızlığa yükselen cihetine mâşallah.
Ezeli aşkının kıvılcımları Sâmî’yi hayran eylesin: Lütuf ve ikram nuru olan Kevser ırmağına mâşallah.

23 Kasım 2016 Çarşamba

CENNET HUZURDA OLMAK DEMEKTİR

 


[ CENNET HUZURDA OLMAK DEMEKTİR ]

Rûhu pâk Hazret-i Resul-i Rabbül âlemin râ salâvât
Cismi pâk Hazret-i Rahmeten lil âlemin râ salâvât
İsmi pâk Hazreti Ahmed u Mahmûd u Muhammed 
Mustafâ, Müctebâ, Murtazâ el-mütemmîm râ salâvât

Unutmadıkça tâ böylece huzurdasın işte...
Şimdi nasılsa, bir ömür öyle olsun efendim

Âşk ismi şerifinin cismi Efendimiz Hz. Muhammed Mustafâya Cenâb-ı Hâkk’ın ve meleklerinin ve nuru düşüp sevenlerinin salât-ü selâmları adedince, benliklerinin karanlığında unutanların unutuşları miktârınca, sonsuz nuru gibi sonsuz salât-ü selâm olsun...

Seyrini bırak, "DOST" gözüyle seyret ki, onda yargı yoktur!




Ve sonra sevdiğine "gözbebeğim" diye hitâb eden kullar tanıdım. Demek âlemi, öyle bir pencereden seyrediyorlarsa... 

O'nun dilinden buyurdular ki:
Seyrini bırak, "DOST" gözüyle seyret ki, onda yargı yoktur!

Hak Dost, katından bir câzibeyle, halimizi hal eylesin, yolumuzu yol eylesin de gözümüzü nur-i 
tevhid ile nazar ettirsin, ayrı görmek azabından kurtarsın.

Her şeye mahlûk gözüyle baksan ol mahlûk olur
Hak gözüyle bak ki bî-şek nûr-ı Yezdân andadır

Bu sabahın bütün hayrını, bereketini, nurunu, aslımızı bulduracak, kendine vardıracak vesîlelerini dilerim, dilenirim sahibimden...

21 Kasım 2016 Pazartesi

Tende cânımız, canda cânânımız...




Ölümden şüphen mi var? Uyuma! Öyleyse uyku gibi ölüme de mahkumsun. 
Dirilmekten şüphen mi var? Uykudan uyanma! Demek uyandın; dirileceksin!
Her mevsim, her gün, her nefes yenilendiğinin [Rahmân:29] hazmıyla her zerremizi idrâk eyleyip aşkımızı, hayretimizi an be ân ziyâde buyura sâhibimiz, tende cânımız, canda cânânımız...

Amenna ve saddakna..